Afrodisias
Afrodisias (Ἀφροδισιάς, Aphrodisias), Anadolu'nun Karia Bölgesi'nin kuzey-doğusunda,
Tanrıça Aphrodite'e adanmış antik Roma kenti. Bugün, İzmir'e 230 km uzaklıktaki
Aydın İli Karacasu ilçesine bağlı Geyre Köyü yakınında yer alan Afrodisias, Salbakos
(Baba) Dağı'nın (2308 m) batı eteğinde, denizden yaklaşık 600 m yükseklikteki bir
plato üstünde kurulmuştur.
Aphrodisias antik kentinin içinde Pekmez Höyük, Kuşkalesi
ve Akropolis adlarıyla bilinen üç yer prehistorik dönemlerden itibaren iskan görmüştür.
Prehistorik yerleşmelere ait dolgular Pekmez Höyük'te tespit edilmiştir. Pekmez
Höyük'ün yüksekliği yaklaşık 13 m, taban çapı 125 m'dir. Ovanın güneyinde üçüncü
bir prehistorik yerleşme yeri ise Kuşkalesi'dir.
Antik çağ yazarlarından Byzantionlu
Stephanos (M.S. 6. yüzyıl başı) kentin adını Ninoe olarak belirtmiştir. Bu ad Akadlardaki
Tanrıça Nin ya da Nina (İştar) ile benzer olup Aphrodite kültüyle ilişkilidir. Yunan
coğrafyacılar Strabon (MÖ 64-24) ve Pausanias (M.S. 143–176) ile Romalı tarihçi
Tacitus (M.S. 56–117) ve Romalı bilgin Yaşlı Plinius (M.S. 23–79) gibi antik yazarların
yapıtlarında da hakkında bilgiler bulunan Afrodisias'ın Roma’yla yakın ilişkileri,
MÖ 82'de imparator Sulla'yla başlar, Julius Caesar (hükümdarlık dönemi MÖ 46–44)
ve ardından adına kutsal bir yapı yapılmış olan Octavianus'la (Augustus, hükümdarlık
dönemi MÖ 27-14) devam eder. Bu dönemlerde kente imparatorların yardım ettiği bilinmektedir.
Bu nedenle M.S. I ve II yüzyıllarda Afrodisias, hem dini bir merkez durumuna gelmiş
hem de kültür ve sanat alanında gelişerek Karia'nın bir metropolisi olmuştur. Kentin
adı, bu dönemde Aphrodite'nin adını unutturmak istercesine, Stauropolis olarak değiştirilmiştir.
Kent daha sonra, 1080–1256 arasında Anadolu Selçuklularınca ele geçirilmiştir.
Roma
ve öteki merkezlerde ele geçen ve üstünde Afrodisiaslı sanatçıların imzası bulunan
birçok yapıtın yanı sıra ören yerindeki kazılar sonucunda ortaya çıkarılmış yüksek
nitelikteki heykel ve öteki plastik yapıtlardan, Afrodisias'ın Yunan ve Roma dünyasının
en önemli heykelcilik okullarından biri olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca kentte bilim,
edebiyat ve felsefe konularında değerli kişilerin yetişmiş olduğu da bilinmektedir.
Tıp alanındaki yazılarıyla tanınan Ksenokrates, Neron (hükümdarlık dönemi M.S. 54–68)
ve Flaviuslar döneminde (69-96) bu kentte yaşamıştır. Roman yazarı Khariton (M.S.
2. yüzyıl) ve Aristoteles felsefesinin yorumcusu olarak tanınan Aleksander (M.S.
200) Aphrodisiaslı ünlülerdendir.
Aphrodisias kenti, M.S. 260'larda Got akınlarının
tehdidine karşı yapılmış 3,5 km'lik bir surla çevrilidir. M.S. 4. yüzyılda onarım
gördüğü anlaşılan bu surların iç kısmında kuleler yer almaktadır. Altı kapıyla dışarıyla
bağlantısı sağlanmış olan kent, toplam 520 hektarlık bir alanı çevreleyen sur içinde
genelde düz bir topografyaya sahiptir. Ancak güneye doğru, bugün akropolis olarak
tanımlanan, prehistorik yerleşmelerin bulunduğu, 15–20 m yükseklikteki höyük yer
almaktadır. Höyüğün batı yamacında yapılan kazılarda kerpiçten yapılmış tunç çağı
yerleşmelerinin kalıntıları gün ışığına çıkarılmıştır. Kentin kalkolitik çağına
ışık tutan buluntularsa akropolisin güneydoğusunda yer alan Pekmez Tepesi'nde ele
geçmiştir. Her iki yerleşmeden elde edilen buluntular Aphrodisias'ın Ege (Troia,
Yortan, Kusura, Beycesultan) ve Anadolu'daki (Kültepe, Elmalı-Karataş) öteki 3.
ve 2. bin yerleşmeleriyle ilişkili olduğunu ortaya koymuştur.
Afrodisias kenti,
deprem kuşağındaki konumu nedeniyle, tarihi boyunca pek çok depremden şiddetle etkilenmiştir.
Özellikle 4. yüzyıl ve 7. yüzyılda burada büyük depremler olduğu bilinmektedir.
4. yüzyıl depremi ayrıca Afrodisias'ın bulunduğu mevkide su akış mecralarını da
değiştirmiş, kentin bazı kısımlarını su baskınlarına maruz kalmaya müsait bir hale
getirmiştir. Su baskınları sorununu çözümleme amaçlı ve aciliyet içinde inşa edildiği
anlaşılan tahliye sisteminin kanıtları bugün de görülebilmektedir. 7. yüzyıldaki
depremden sonra Afrodisias bir daha hiçbir zaman tam olarak kendine gelememiş ve
bakımsızlığa düşmüştür. Zamanla kalıntılar kısmen Geyre Köyü alanı ile örtülmüştür.
20. yüzyıl başlarında Geyre Köyü'nün bir kısmı yine bir deprem nedeniyle boşalmış,
boşaltılan alanın altındaki kalıntılar ortaya çıkmıştır. 1960'larda Geyre, deprem
olasılığı da düşünülerek bugünkü yerine taşınmış ve belde olmuştur.